Bir devlet dairesine girmek için KPSS yetmiyormuş gibi bir de mülakat getirdiler; üniversite mezunu gençlerimizi hayatlarından bezdirdiler.

Bırakın hayatlarından bezdirmeyi, KPSS ve mülakat illetinden bezip kendi canına kıyan bir sürü gencimiz oldu.

İnanın şu yazıyı yazarken, mülakat mağduru gençlerimiz aklıma geldi, tüylerim diken diken oldu, içim ürperdi.

Epey bir mülakata girmiş birisi olarak şunu açık ve net bir biçimde söyleyebilirim; mülakat torpil demektir.

Başka bir şey değil!

Kimse bana ama, ancak, lakin, fakat cümleleri kurmasın…

Kim neyi, ne amaçla ölçüyor?

Öğretmenlerin kalitesi konuşulmak istendiğinde, geçmişteki öğretmenlerin ne kadar kaliteli olduğundan dem vurulur.

Kaliteli diye atfedilen o öğretmenler, ne sınavla ne de mülakatla atandılar.

Birçoğu üniversite bile okumadı.

Öğretmen okullarından mezun oldular, göreve atandılar…

Mesele iyi olanı seçmek falan değil…

Eğitim fakülteleri ihtiyaçtan mezun veriyor dediler.

İhtiyaç kadar öğretmen almak için KPSS çıktı.

Kendi içinde bir mantık arandı.

Çok fazla öğretmen mezun oluyorsa sınav yapmak zorunluydu.

Yapacak bir şey yoktu.

“Tamam” dendi.

Nedeni aslında çok açık ve net belli olan “mülakatı” getirdiler.

Öğretmenleri bundan sonra mülakatla alacağız, dediler.

İyi de “mülakatın” hiçbir seçiciliği yok ki.

Tamamen torpil…

Aklım almıyor, KPSS gibi zorlu bir sınavdan yüksek puan alan birisini birileri mülakattan nasıl eleyebilir.

Şahsen böyle bir komisyonda görev almazdım.

Vicdanım buna elvermezdi.

Nasıl bir vicdansızlıktır.

Bir gencin hayatını ile oynamak…

Hakkını gasp etmek…

O kadar yıl üniversite sınavlarına hazırlan…

Milyon kişinin arasından üniversite sınavını kazan…

Zor koşullarda üniversiteyi oku…

KPSS gibi bir illet sınava gir…

Her birinden bin bir zorlukla geç…

Mülakata gir ve elen…

Kim kabul edebilir?

Kim kabullenebilir?

Hala mülakatta ısrar ediyorlar…

Mülakatın, doğru bir yöntem olduğunu söylüyor ve savunuyorlar.

Amacınız, kaliteli eğitimciler ya da iyi yetişmiş kişileri devlet kurumlarına atamaksa başka yöntemler deneyiniz.

Mülakat, iyileri seçme yöntemi değildir.

Her şeyden önce adil değildir.

Beş dakikada bir kişinin yeterli olup olmadığını nasıl ölçüyorsunuz?

Kaç kez mülakatta elendim sayısını bende bilmiyorum.

Elendiğim her bir mülakata dava açtım, davayı kazandım ama sonuç değişmedi.

Yine elendim…

Dört üniversite bitirmek, yüksek lisans yapmak, eğitimle ilgili makaleler yazmak, mülakattan geçmek için yetmiyor.

Bir bakıyorsunuz, hiçbir artısı olmayan birileri mülakattan yüksek puan almış…

Neden diyorsunuz?

Adamın yükseklerden torpili olduğu ortaya çıkıyor.

Mülakata girmek için kapıda bekleyenler çok iyi bilir: Kapıda bekleyenlerin sohbet konusu, kimin nerelerden, kimlerden torpili olduğudur.

Vay beyler…

Yapmayalar…

Deme yalar…

Havada uçuşur…

Sağlam bir torpilin olmadığı için üzülür, aralarında küçük düşersin…

“Neden sınava girip, sınavı kazanıp bu torpilli adamların arasına girdim?” dersiniz.

Sınava girip kazandığınız için suçluluk duyarsınız.

Sınava girmenin hakkınız olmadığını düşünürsünüz.

İşin en tuhaf yanı nedir biliyor musunuz?

Torpiliniz olmadığına kapıdakiler üzülürler…

Size acırlar.

Halinize üzülürler.

“Oğlum torpilin yok da burada ne işin var. Birde ta nerelerden gelmişsin!” derler.

Maalesef aynen böyle…

Kanıksamak, ihanettir.